Δευτέρα , 25 Μάιος 2020

Limasol’ daki faşist saldırıya devlet toleransı

elamites_geadis

Mehmet Ali Talat’ın konuk konuşmacı olarak katıldığı “Çözüme dair bakış açıları ve Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi” adlı etkinliğe katılma kararı almamızdaki öncelik Yunan Altın Şafak Partisi’ nin “küçük kardeşleri” Εlam’ın ve Ukraynalı neo-Nazistlerin [1] etkinlikte problem çıkarma girişiminde bulunacağına dair aldığımız bilgiydi.

Solonomides Kültür Merkezi’ ne yaklaşık saat 18:00’de ulaştığımızda katılımcıların çoğunun devlet çalışanı, yüksek rütbeli parti üyeleri, eski devlet bakanları, ve valiler gibi kişilerden oluştuğunu farkettik. Bundan daha da aşikar olan şey, Kıbrıs Teknoloji Üniversitesi tarafından düzenlenen bu etkinlikte gençlerin, üniversite öğrencilerinin ve işçi sınıfının yokluğuydu. Dahası büyük bir şaşkınlıkla dikkat ettiğimiz başka bir nokta da, sadece polisin değil organizatörlerin de hatası sayılabilecek bir şekilde hiçbir koruyucu tedbirin ne konuklar ne de bina ve etrafındaki caddeler için alınmış olmasıydı.

Yaklaşık 19:15’de faşistler topluca yürüyerek Kültür Merkezi’ne geldi. Yukarıda bahsi geçen polisin veya başka herhangi bir koruyucu tedbirin eksikliğinden yararlanan grup, giriş salonuna hücum etti ve maddi hasara yol açtı. Olay yerindeki insanlara bağırarak hakaret etmeye, tehdit etmeye başladılar ve konuşmanın gerçekleştiği alana girdiler.

Giriş salonunda dışarda olanlardan habersiz olan insanlar, faşistlerin salonun yan ve ana girişlerini tekmelerini ve vuruşlarını dinlemek zorunda kaldı. Faşistlerin kapıları kırmayı beceremeyip ana salona giremeyeceğinden emin olunamadığı için Talat’ın konuşması yarıda kesildi. Fiilen içeriye girdiklerinde “Türklere Ölüm” ve “Kıbrıs Rumdur” söylemlerini içeren sloganlar arasında katılımcılarla alay ederek üzerlerine meşale fırlattılar ve salonda maddi hasara yol açtılar. Grubu defetmeye çalışanların yanı sıra olanları çekmeye kalkışan bir Kıbrıslı Türk bir fotoğrafçıya da saldırıldı. Aynı zamanda faşistler izleyicileri daha da korkutmak için elektriği de kestiler.

Olay sonunda, mekana henüz gelmiş olan bazı polis memurları, faşistleri salonun dışına aldı fakat binanın ana ve yan girişlerinde tüm etkinliğin hatırlatıcısı olarak beklemelerine izin verdi. Grubun bekleyişini kayıt etmek isteyen gazeteciler polisin önleyici hiçbir kaygısı bulunmaksızın yaralandılar. Özel bir polis kuvvet ünitesi (MMAD) ancak saat 20:30’ da olay yerine geldi. Görünen o ki bu ünite görevini sadece grevleri sona erdirmek, işçilerin kafalarına vurmak [2] ve hafta sonu futbol taraftarlarını kovalarken şiddetlice uyguluyor.

Bir kere daha tanık olduk ki polis güçleri ve devlet, faşistlerin insanları ezmesine izin veriyor. Devlet ve polis etkinliklerde faşistlerin niyetlerine ilişkin bir “farkında olmama” iddasına bürünüyor ve her türlü sorumluluktan kendini suçsuz çıkarmaya çalışıyor! Adalet Bakanı Ionas Nikolaou’ nun suçu polisin üzerine atması tam bir ikiyüzlülük örneğidir! Aynı kişi “Kıbrıs’ta neo-faşist hareketler yoktur. Ne ultra-milliyetçi kuruluşlar veya bunu destekleyenler ne de ırkçılık ve yabancı düşmanlığı vardır” iddasında bulunmuştur [3]. “Irkçılık ve yabancı düşmanlığı” sözü polisin bu “farkında olmama” durumuna kanıt oluşturmaktadır.

Eğer iki toplumlu bir etkinlik burjuva tarafından düzenlenirse, elit burjuva ve devlet, faşist saldırılara karşı insanlar için güvenlik ve koruma sağlamak istemez veya sağlayamaz. Aynı elit sınıf düzinelerce neo-Nazisti kontrol etmek istemez ve etmezken, Kıbrıs sorununun herhangi bir çözümü için nasıl görevlendirildikleri ayrı ayrı her birimiz için merak konusu olmalıdır. Bu ultra milliyetçi gruplar aynı burjuvanın onlarca yıllık projesiyken, gerçekte bu grupları kontrol etmeleri nasıl beklenebilir?

Kendimizi kandırmayalım! Şimdiye kadar faşizm, burjuva tarafından hiçbir zaman ele alınmadığı için şimdi de bununla ilgilenmelerini beklememeliyiz. Faşizm ancak bizim sınıfımız tarafından, işçilerin, gençliğin tarafından parçalanacaktır. Bunu başarmak için, her türlü etnik ayrılığa karşı çıkarak bir sınıf olarak örgütlenmek mutlak gerekliliktir. Biz sadece örgütümüz ve ortak mücadelemiz aracılığıyla kazanabileceğiz. Sadece birleşmiş işçi sınıfı, gerçek barış, fakirlerin menfaatleri, işçiler, ezilenler gibi şartları garanti altına alınarak Kıbrıs sorununun çözümü için görevlendirilebilir. Açıktır ki burjuva politikacılar kendi planladıkları etkinlikte bırakın kusursuz işleyişi, herhangi bir işleyiş sağlayamazken özellikle temeli işçi sınıfının menfaati olan bir çözüm için görevlendirilmez ve görevlendirilemezler.

Eğer burjuvanın ve Nazistlerin saldırılarıyla başa çıkacaksak Kıbrıslı Türk yoldaşlarla ve Kıbrıs’ta yaşayan diğer tüm işçiler ve aileleriyle birlikte örgütlenmenin ve mücadele etmenin öneminin farkında olmalıyız. Birleşmiş ve tamamıyla özgür bir Kıbrıs’ta yaşamak için bütün milliyetlerin burjuva ve faşistlerinden sıyrılmalıyız.

logogranazi

Αφήστε μια απάντηση

Η ηλ. διεύθυνσή σας δεν δημοσιεύεται.